Şerafettin Özdemir

Şerafettin Özdemir

Mail: kursadalperen@live.nl

BEYT'ÜL-MAKDİS VE KÂBE'NİN KIBLE OLMASI!..

" İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin yöneldiğin yeri ( Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir." ( Bakara sûresi, âyet 143)

Elbette Allah, dinini bütün dinlerden üstün kılarak, Hak ile Batılın arasını açmıştır. İslam'ın batıl ile hiç bir noktasının olmadığını " Kafirun" suresiyle zihinlere nakşetmiştir. Kıblenin değiştirilmesinde bu ayrıştırmanın da payı olmakla birlikte, gerçekten iman edip Allah ve Rasulüne itaat edenlerle etmeyenleri ortaya çıkarıp gerçek yüzlerini göstermiştir.

Her hacca veya umreye giden insanlarımız " Mescid-i Kıbleteyni" ziyaret ederek orada ibadet ederler. Sanki, bidayetteki heyecanı, imanı hareketi yaşıyor gibi inanırlar ve ziyaretlerini tamam etmiş olurlar.

İki kıbleli mescid!.. Zaten, bu mescide girdiği andan itibaren insan kendisini o anı yaşıyor gibi hissetmektedir. Mescidi Aksa tarafına dönerek namaz kılmak, ibadet etmek o günün şartları içersindeydi. Aynı davranış, yani Kudüs'e yönelip ibadet etmek toplumsal bir davranıştı..

Ama, atası İbrahim'in hatırası kıble dururken bir Arab'ın başka bir yöne yönelerek ibadet etmesi cidden onur kırıcıydı.. Bu ağır imtihanı müminler başarıyla verdiler ve Allah'a atalarından daha fazla bağlı olduklarını isbat ettiler.

Onların ırk asabiyetleri ve kabile taassupları böyle törpülenmişti. Tabii bu durum Yahudilerin zaten abartılı olan gururlarını okşadı. Onlar bunu bir imtihan değil, kendi yersiz gururlarını okşayacak bir fırsat olarak gördüler.

Akide haline getirdikleri toplumsal kibirleri daha da arttı. Şimdi sınanma sırası onlardaydı. Fakat onların bu sınavdan nasıl çıkacağı daha başından haber veriliyordu ki, Hz. Pegamber ve mü'minler hayal kırıklığına uğramasınlar.

" Bununla birlikte peygamberimizin içinde Kâbe'ye yönelme arzusu, Medine'ye hicretle birlikte doğmuştu. Çünkü Kâbe'de kıldığı namazları İbrahim makamında kılıyordu. Bulunduğu yer itibari ile Kâbe, Mescid-i Aksa ile Peygamberimizin arasında kalıyordu.

Ancak hicretten üç yıl önce de namazlarını Kudüs'e doğru dönerek namazların kılıyorlardı. Müslümanlarla beraber Ehli kitap olanlar da Kudüs'e dönerek namazlarını kılıyorlardı. Böylece aralarında kıble birliği olmuştu. Ancak Peygamberimiz namaz kılarken Kâbe'nin arkada kalmasına üzülüyor ve oraya dönmeyi arzu ediyordu. Bu konuda şöyle dile getiriliyor:

" Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir." ( Bakara sûresi, âyet 144)

Buna rağmen yine de ileri geri konuşuyorlardı. " İnsanlardan bir kısım beyinsizler: Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir diyeecekler? De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir." ( Bakara sûresi, âyet 142)

Bu konuda beyinsizlere Ehl-i Kitap'tan da katılanlar vardı. " Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sende onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun." ( Bakara sûresi, âyet 145)

" Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki vahiyleri ve vahyin kendisine gelen Peygamberi." ( 61/6), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizlerler. Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma! Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. ( Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir.

Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. Nereden yola çıkarsan çık ( namazda yüzünü) Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu emir Rabbinden gelen gerçektir. ( Biliniz ki ) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. " ( Bakara sûresi, âyet 146-149) buyurduğu açıklamalarıyla Peygamberimizi ve müminleri teskin etmiştir.

Bu değişiklik hicretin ikinci yılı recep ayı ortalarında bir pazartesi öğle namazını kılarken yapılmıştır. Seleme oğullarının mescidinde kılınan namazın ilk iki rekâtı Kudüs'e doğru kılınırken, son iki rekatı da Kabe'ye dönülerek kılınmıştır.

Kıble değişikliği, Ehli kitapla safların aayrılması anlamına geldiği gibi; Müslümanların Mekke'ye verdikleri değeri, ilgiyi, sevgiyi ve hasreti de ifade ediyordu. Başta Peygamberimiz olmak üzere tüm muhacirler, hicret ederken arkalarında, içinde doğdukları yurdu, yuvayı, yakınları, vatanı ve Beytullah'ı bırakıp gelmişler.

Bundan böyle beş vakitte Kâbe'ye dönerek bu özlem ve hasretlerini biraz olsun teskin edecek ve O'na kavuşmanın özlemiyle yaşayacaklardı. Bu olaydan dört yıl sonra Hudeybiye anlaşması ve altı yıl sonra, sekizinci hicret yılında Mekke'nin fethiyle de Müslümanlar Beytullah'a kavuşmuşlardı. Böylece Kâbe putlardan temizlenip tevhit ehlinin ebediyyen kıblesi olmuştur." ( İktibas, Ocak 2008, say. 44-45)

Netice olarak;

O tarihten bu yana, sevinçle,mutlulukla, huzurla Kâbe'ye yönelip ibadetlerimizi sürur içersinde, gönül hoşnutluğu ile yapmaktayız.

Tabii ki, Beyt-i Makdis'i geri plana atmış değiliz. Beyt-i Makdis'in, bu gün içinde bulunduğu Siyonizm zulüm bizleri mahvı perişan etmektedir. Çünkü, orada tüm peygamberlerin adımları, ayak izleri, makamları bulunmaktadır.

Diğer taraftan atalarımızın o toprakraklara vermiş oldukları değer, maddi ve manevi hizmetler unutulacak cinsden değildir. Hemde kat'iyyen unutmayacağız!..

Kim unutabilir? Yavuz'un basmış olduğu toprakları, Kanuni'nin hizmetini, II. A. Hamid'in ahid ve andını?.. Rabbimiz, bizleri unutan kesimlerden eylemesin!. Selam ve dua ile..

Şerafettin Özdemir

Facebook Yorum

Yorum Yazın