Yalanın Tekerleği
Dört üniversiteli genç aynı fakültede okuyordu. Sürekli birlikte geziyor, vakitlerini beraber geçiriyorlardı. Bir gün, ertesi sabah sınavları olduğunu bilmelerine rağmen önceki gece oynanan derbi maçını izlemişlerdi. Maçın ardından sohbet uzadı ve gece geç saatlerde eve döndüler. Sabah ise uyanamayıp sınava yetişemediler. Uyandıklarında büyük bir telaşa kapıldılar. Hemen hocalarına gidip:
— Hocam, ne olur bize bir telafi sınavı yapın. Bizi sınava alın, diye yalvarmaya başladılar.
Hoca, sınava neden gelemediklerini sordu.
Gençler yolda gelirken bu soruya verecekleri cevabı düşünmüşlerdi. Gerçeği söylemek yerine bir yalan uydurdular:
— Hocam, arabamızın tekeri patladı. Tekerleği tamir ettirene kadar çok zaman geçti. Bu yüzden sınava yetişemedik.
Hoca söylediklerine pek inanmadı. Ancak gençlerin ısrarı üzerine:
— Peki, size özel bir telafi sınavı yapacağım, dedi.
Gençler büyük bir sevinçle çarşamba gününü beklemeye başladılar.
Çarşamba günü sınav için geldiklerinde hoca önlerine bir kâğıt koydu. Kâğıtta beş soru vardı. İlk dört soru oldukça kolaydı ve her biri on puan değerindeydi. Gençler dört soruyu da rahatlıkla çözdüler. Ancak beşinci soruya geldiklerinde büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Hoca, kopya çekmelerini engellemek için dört öğrenciyi birbirinden ayrı yerlere oturtmuştu. Beşinci soru ise sadece bir cümleden oluşuyordu: “Arabanın hangi tekeri patladı?”
Gençlerin yüzü bir anda kızardı. Çünkü yalanlarının en önemli ayrıntısını düşünmemişlerdi.
Hoca, her birinin kâğıdındaki cevaba baktı. Dört öğrencinin verdiği cevaplar birbirinden farklıydı. Böylece kurdukları yalan, kendi cevaplarıyla ortaya çıkmış oldu.
Aziz dostlarım,
Atalarımız, “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” demişlerdir.
Bazen yalanın ortaya çıkması yatsıyı bile bulmaz. Çünkü hakikatin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. İnsan gerçeği ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın, yalanın bir gün mutlaka açığa çıkma ihtimali vardır. Yalanın açığa çıkmasına bazen bir tekerlek vesile olur, bazen bir gaf, bazen teknolojik bir alet bazen de çelişki ve tenakuz barındıran bir söz. Bazen gözler ele verir sahibini, bazen saf ve temiz yürekle verdiği cevapla insanın kendi evladı mahcup eder.
Bu sebeple bir Müslüman, hayatında yalana asla yer vermemelidir.
Peygamber Efendimize sahâbîler:
— Ya Resûlallah! Mümin korkak olabilir mi? diye sordular. Efendimiz:
— Evet, olabilir, buyurdu.
— Cimri olabilir mi? diye sordular.
— Evet, olabilir, buyurdu.
Bunun üzerine:
— Peki, mümin yalancı olabilir mi? diye sordular.
Resûlullah:
— Hayır, Asla buyurdu.
Çünkü korkaklık ve cimrilik her ne kadar övülen bir davranış olmasa da birer insani zaaf olabilir. Fakat yalan, müminin güvenilirliğini ortadan kaldıran bir ahlaki kusurdur.
Rabbimiz: “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin.”(Ahzâb, 33/70) diye buyuruyor.
Bu nedenle,
Müslüman, sözüne güvenilen insandır.
Müslüman, emanete sahip çıkan insandır.
Müslüman, söylediği ile yaptığı birbirini tutan insandır.
Müslüman yalanlarıyla insanları güldüren ve gemisini yalan ile yürüten kişi asla değildir.
Yalanlarıyla insanları aldatan, cebini ateşle dolduran müflis kişi değildir.
Elbette insan hata yapabilir, kusur işleyebilir, zaaf gösterebilir. Fakat yaptığı hatayı gizlemek için yalana başvurmamalıdır. Çünkü bir yalanı kurtarmak için söylenen ikinci yalan, insanı daha büyük bir çıkmaza sürükler. Öyleyse gelin, hayatımızı doğruluk üzerine kuralım. Doğru söyleyelim. Doğru yaşayalım. Sözümüze güvenilsin. Emanetimize güvenilsin. Öyle bir hayat yaşayalım ki arkamızdan konuşulduğunda: “O hata etmiş olabilir, gizli kusurları işlemiş olabilir ancak o asla yalan konuşmaz.” denilebilsin.
Rabbim bizleri doğruluktan ayrılmayan, sözüne güvenilen, emanete sadık ve dosdoğru kullarından eylesin. Rabbim, hayatımızı söylediğimiz sözlerin doğruluğuna şahit kıldığımız bir hayat eylesin. Allah’a karşı, ebeveynimize karşı, ailemize ve İslam toplumuna karşı sadık ve dürüst davranıp bizi örnek müminlerden kılsın. Âmin.


































Facebook Yorum
Yorum Yazın