Abdullatif Acar

Abdullatif Acar

Mail: acarabdullatif@hotmail.com

UÇURTMALARIN VURULDUĞU GAZZE

Ümmetin çocukları Gazze’de oyunları ve kurallarını unuttular. Savaşı oyun kabul etseler, oyunun kurallarını koyanlar onlara ölmeyi teklif ediyor. "Çocuktur, oyunsuz olmaz." derler ya; bugünün zulmü bunun da yalan olduğunu ispat etti. Öyle ki gülmeyi unutan bu evlatlar artık çocuk değil; hayatın yaşlandırdığı, savaşın olgunlaştırdığı birer büyük.

​O çocuklardan birine muhabir soruyor:

“Büyüyünce ne olacaksın?”

​Cevabı ibretlik:

​“ Burada çocuklar büyümez ki…”

​Sözde güngörmüş büyüklerin, başka bir çocuğun şu sözleri karşısında büyüklüğünden utanması ve aslında hiçbir şey bilmediğini anlaması gerekir.

​Kendisine soruluyor:

“ Sana zalim ekmek verse kabul eder misin?”

​ “Hayır! Ben zalimin ekmeğini dahi kabul etmem.”

​ “Fakat öleceksin.”

​  “Ölürsem şehit olurum, yine de yemem.”

​ “O zaman karnını ne zaman doyuracaksın?”

​  “ Müslümanlar kurtulup zalimleri alt ettiği zaman; bütün ümmet doyduğu zaman…”

​“Çocuk her yerde çocuktur.” derken öylesine deriz işte. Ancak Gazze’deki çocukların oyunu bile savaşın ortasında öğrenilmiş; kan ve dehşet kokan temalar içeriyor. Enkaz yığınları arasında buldukları boş alanlarda oynamak istediklerinde, yaralı taşıma oyunu oynuyorlar; biri sedye üzerinde yaralı  rolünü üstleniyor. Başka birisi ambulans şoförü oluyor, öteki doktor, bir diğeri hemşire…

​Gazzeli çocukların en önemli oyuncakları ise taş ve sapanları. Silahçılık oynamayı da çok seviyorlar ama zalimlerin rolünü oynayacak kimse bulunamayınca oyun bir anda dağılıyor. Öyle ya, oyunda bile olsa kimse zalim rolünü kabullenemiyor.

​O çocuklar park nedir, eğlenmek nedir, rengârenk kaydıraklardan nasıl kayılır bilmezler. Anne ve babalarının ellerinden tutarak yürüyen, neşeyle oynayıp zıplayan evlatlar olamadılar onlar.

​Kuşların bile terk ettiği Gazze’de, vatanı terk etmek diye bir kavramı hayatlarında barındırmayan çocuklar, bir an olsun yaptıkları rengârenk uçurtmalarını kara bulutların arasından gökyüzüne bıraktıklarında, zalimler o gökyüzünü süsleyen uçurtmaları bile tehdit saydılar.

​Uçurtmalar sınırı geçip İsrail tarafına ulaştığında korkudan sığınaklara doluştular. Oysa korktukları şey, Gazze’deki masum bir çocuğun özgürce çocuk olma özlemini yansıtan uçurtmasından başka bir şey değildi.

​Bir daha uçurtma görülürse havalandığı yeri bombalamakla tehdit ettiler. Ve bombalamaktan da çekinmediler.

​Uçurtmadan bile korkan, bir çocuğun sapan taşları karşısında tankların içinde tir tir titreyen bu çapulcu sürüsü, bugünlerde Türkiye’ye meydan okuma cesaretini nereden alıyor, anlamak mümkün değil.

​Evet, o Gazzeli çocuk, zalimler istemese de bir gün mutlaka büyüyecek!

​İçten içe yanan öfke alevlenecek ve zalimlerin üzerine uçurtmaların kanadıyla yağacak. Bugün tersine esen rüzgâr yarın normale döndüğünde, zalimlerin saklanabileceği bir sığınak dahi kalmayacak.

​Ey Gazzeli çocuk!

​Biraz daha “sabır” desem hadsizlik etmiş olur muyum, bilmiyorum. Ama inan, onların mermileri bir gün mutlaka bitecek.

​Güvendikleri teknolojilerin yok olduğunu gördüğümüzde, mazlumların hamisi olan bu aziz millet ve devlet, kocaman yüreği ve cesaretiyle gece gündüz demeden biriktirdiği teknolojiyle bütün bunların hesabını soracak.

​Sen uçurtmalarınla o korkakları biraz daha oyala, ne olursun!

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın